
Neden hep beklediğimiz şeyler o anda gerçekleşmiyor da, hiç istemediğimiz şeyler sanki bizi buluyor? Hepimizin yaşadığı bir durum bu. Ne zaman bir şeye çok ihtiyacımız olsa, zaman bir türlü geçmez. Ama pek de umursamadığımız bir şey, ansızın oluverir. Sanki hayat, bizim heyecanımızı umursamıyormuş gibi.
Peki, çözüm nedir? Belki de biraz umursamaz olup, sakin kalmak gerekiyor. Olanı olduğu gibi kabul etmek. Ama bunu söylemek kolay, yapmak zor. Çünkü içimizde hep bir acele var. Bir an önce olsun, bitsin, hallolsun istiyoruz. Acelemiz olduğu zaman hayat bizi bekletiyor; acelemiz olmadığında ise işler kendiliğinden ilerliyor. Ama bazen de ne yaparsak yapalım, hiçbir şey olmuyor. İşte o zaman, belki de “olmamayı” da kabul etmek gerekiyor.
Biraz da aşağılık duygusundan bahsedelim. İnsanlarla bir aradayken bu his biraz azalıyor gibi geliyor bana. Çünkü toplum içindeyken, kendimizi başkalarıyla kıyaslamaya daha az vakit buluyoruz. Ama yalnız kalınca… İşte o zaman, insan kendi zihniyle baş başa kalıyor. Belki de bu yüzden bazı insanlar yalnız kalmayı pek sevmez, ya da sürekli bir uğraş içinde olurlar. Ama bu hisle yüzleşmek, onu tanımak ve neden geldiğini anlamak önemli. Belki de hepimizin içindeki bu ses, sadece var olmamızın bir sonucu.
İlişkilerde de en büyük problemlerden biri kompleksler olabilir. Eğer insanlar birbirine üstünlük ya da aşağılık hissetmeden yaklaşsa, ilişkiler çok daha sağlam, çok daha eğlenceli olurdu. Ne kendini kanıtlama çabası, ne gereksiz alınganlıklar… Sadece samimi bir sohbet, içten bir gülümseme. Ama hayat karmaşık ve biz de onun içinde kendi yolumuzu bulmaya çalışıyoruz.
Belki de tüm bu soruların cevabı, beklerken acele etmemekte, acele ederken de beklemesini bilmekte. Ne dersiniz?