İnsan her şeye alışır.

Hayatı hep belli sınırlar içinde düşündüğümü fark ettim. Çizgileri ben mi çiziyordum, yoksa çoktan çizilmiş yolları mı takip ediyordum, bilmiyorum. Ama bir gün, düşüncelerine çok önem verdiğim biri bana bir şey söyledi. Bir karanlık odaya girdiğimizde, önce hiçbir şey göremeyiz. Her şey zifiri karanlıktır. Ama zamanla gözlerimiz alışır ve yanımızdakini bile seçebilir hale geliriz. Ne garip değil mi?

İnsan her şeye alışıyor. Acıya da alışıyor, karanlığa da. Önce zorluyor, sonra kabulleniyor. Sonunda, göremediğini bile unutacak kadar benimseyebiliyor. Ama işte tehlike burada başlıyor. Alışmak bazen güçlü olmak, bazen de körleşmek demek.

Bu yüzden, Konfüçyüs’ün şu sözünü aklımdan çıkaramıyorum: “Karanlığa lanet okumaktansa, bir mum yakmak daha iyidir.” Gözümüzün karanlığa alışması, ışığa ihtiyacımız olmadığı anlamına gelmez. Belki de sorun, sadece gözlerimizi kısmamız değil, ışık yakmayı unutmamızdır.

Ama belki de en önemli ders şu: “Karanlık olmadan yıldızları göremezsin.” Martin Luther King Jr.’ın bu sözünü düşündüğümde, bazen karanlıkta kalmanın, yıldızları fark etmek için bir fırsat olduğunu görüyorum. Belki de bizi asıl kör eden, karanlık değil; ışığın içinde, parlayan şeyleri göremeden yaşamak.

“İnsan her şeye alışır.” için bir cevap

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın