
“İnsanlar, gerçekliği anlamlandırmak için hikâyeler anlatır. Ama unutmamalıyız ki, hikâyeler gerçeğin kendisi değildir.”
— Yuval Noah Harari
Bir şeye karşı hiçbir şey hissetmediğinde daha mı güçlü oluyorsun? Hayatta her şeyin bir anlamı ya da amacı var mı? Beğendiğin ya da istediğin bir şey gerçekleştiğinde ona kendini tam olarak kaptıramıyorsan, bu güçlü olduğun anlamına mı gelir? Yoksa bazı kelimeleri yanlış mı kullanıyoruz? Belki de aklımızdaki kelime, anlatmak istediğimiz şey için doğru kelime değildir.
Eğer kelimeler gerçek değilse, hayat da gerçek olabilir mi? Peki, bu kelimelere kim karar verdi? Herkes aynı şeyi mi hissediyor? Farklılığı sevmek mümkün mü? Yoksa sevmemek mi daha zor? Bir yük gibi mi?
Mesela, birinin müzik zevkini beğenmeyebilirsin. Ama diyelim ki bir taksiye bindin ve Yıldız Tilbe çalıyor. Belki normalde dinlemezsin, ama o ana uyum sağladığında, müzik sende farklı hisler uyandırdığında, aslında hayata ve kelimelere uyum sağlamış oluyorsun.
“Geceyi güneş siler” diyor şarkıda. Bazı şeyleri ön yargısız ve samimiyetle dinlemek ne kadar önemli. Hayatın çeşitliliğini seviyorum; her seferinde farklı bir şey sunmasını, her deneyimin başka bir tat bırakmasını…