Hayatın kat kat gerçekliği

Bazen yıllardır doğru bildiğin şeylerin aslında doğru olmadığını fark ediyorsun. Ve bu farkındalık, tokat gibi çarpmıyor; aksine, tatlı bir serinlik gibi geliyor insana. Hafif bir tebessümle soruyorsun kendine: “Ben bunlara nasıl bu kadar inanmışım?”

Ne kadar çok eğlendiysem, o anları daha çok hatırlıyorum. Mutluluk hafızada daha kalıcı. Belki de bu yüzden, kendimize sık sık “bugün ne kadar eğlendim?” diye sormalıyız. Çünkü hayat, fazla ciddiye alınamayacak kadar garip, kısa ve sürprizli.

Geçenlerde bir otele girdim. Asansörü bulmaya çalışırken merdivenlerden çıktım. Her kat başka bir dille konuşuyordu sanki. Bir katta Yunanca etkinlik vardı onu duydum. Hiç beklemiyordum. Hayat da biraz böyle değil mi? Kat kat, her katında başka bir hâl, başka bir dil. Bazısında hayran kalırsın, bazısında sarhoş olursun, bazısında pişman olursun. Ama her katta bir şey öğrenirsin.

Çoğu şey tahmin ettiğim gibi oluyor artık. O yüzden şaşırmıyorum. Ama içimden gelen sesi dinlediğimde… her seferinde daha mutlu oluyorum. Ne zaman ki o sese “dur, yapma” dedim, işler bir şekilde sarpa sardı. Yine de bazı şeyler kontrolüm dışında gelişiyor. Hayatın doğası bu. Ama son zamanlarda, sanki çoğu şey benim kontrolümdeymiş gibi hissediyorum. Bu çok güzel bir his.

Ama kolay kazanılmıyor. Zamanla oluyor. Belki yaş alman gerekiyor ya da yaşadıkların seni hızlıca büyütüyor.

“Her şey zamanında olur; erkenin telafisi, geçin bahanesi yoktur.”

— Oruç Aruoba

İnsan, zamanla kendi binasının katlarını tanımayı öğreniyor. Kimsenin girmediği odalar var. Bazen ışığı kendin yakıyorsun, bazen biri gelip sen fark etmeden yakıyor. Ama sonunda şunu anlıyorsun: Hayat bir apartman gibi. Ne kadar yukarı çıkarsan, manzara o kadar değişiyor. Ama asıl mesele, o katların her birinde cesaretle dolaşabilmek.

Ve inanın, bu cesaret hepimizin içinde var.

“İnsan, yaşadıkları kadar değil; anladıkları kadar büyür.”

— Ahmed Arif

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın