“Similia similibus curantur.”
Yani, “Benzer benzerini iyileştirir.”
Bu söz özellikle homeopati gibi doğal tedavi yöntemlerinde çok temel bir kural. Ama sadece tıp dünyasında değil, hayatın her yerinde karşımıza çıkıyor bu mantık.
Homeopati dünyasında bu ilkeye göre, bir madde sağlıklı bir kişide belirli semptomlara yol açıyorsa, aynı madde çok küçük dozlarda kullanıldığında bu semptomları iyileştirebilir. Örneğin, arı sokması sonrası oluşan şişlik ve ağrıyı iyileştirmek için yine arının zehrinden hazırlanmış bir homeopatik çözüm kullanılabilir.
Bunu doğada da görebiliriz: Bir yılanın panzehiri çoğu zaman kendi zehrinden üretilir. Veya bir insanın korkularını yenmesi için, tam da korktuğu şeye (mesela yükseklik korkusuna karşı yavaş yavaş yükseğe çıkmak gibi) maruz bırakıldığı terapi yöntemleri uygulanır.
Carl Jung da buna benzer bir bakış açısıyla şöyle der:
“Karanlıkla savaşmanın yolu, onunla doğrudan yüzleşmektir.”
Yani gölgelerimizle yüzleşmeden, içimizdeki ışığı bulamayız.
Kısacası, bazen bizi hasta eden şeyin yine kendisi, doğru şekilde kullanıldığında en büyük şifamız olabilir.