Bazen bir duygunun içine öyle bir düşeriz ki, farkına bile varmadan kendi hayatımızdan uzaklaşırız. Özellikle öfke… Kimi zaman haklı bir savunma, kimi zaman içimizde birikenlerin dışa vurumu… Ama ne olursa olsun, öfke bizi kendi hikâyemizden çıkarır ve başka bir sahnenin figüranı yapar.
Öfkelendiğimizde Ne Olur?
Öfkelendiğimizde kontrolü başkasına veririz. Tepkilerimiz, duygularımız, hatta sözlerimiz artık bize değil, karşımızdakine ait olur. O an sanki biri bizim kalemimizi elimize almış gibi, hikâyemizi başka biri yazmaya başlar. Ve biz, kendi hayatımızın kahramanı olmaktan çıkıp sadece bir karaktere dönüşürüz.
Bir tartışmada sesimizi yükselttiğimizde, bir haksızlık karşısında öfkeye kapıldığımızda ya da geçmişin yaralarını bugüne taşıdığımızda aslında o an yaşamıyoruzdur. Tepkilerimiz geçmişten ya da dışarıdan gelen bir yansımanın eseridir.
Peki, Çözüm Ne?
“Öfkeden sıyrıldığında, kendi hikâyene sahip çıkar ve yeniden kendi kahramanın olursun.”
Öfkeyi bastırmak değil, anlamak gerek. Nereden geliyor bu duygu? Bizi neden bu kadar etkiliyor? Bu soruları kendimize sorabildiğimizde, öfkenin altındaki gerçeği görebiliriz. Ve işte tam orada başlar dönüşüm.