Değişemem dediğin bir anda, “Değişebilirim,” diyen bir ses gelebilir. Ne garip… Hem kendine bu kadar yabancı, hem de bu kadar tanıdık.
Biz insanız. Ve evet, her gün birden fazla kişiyiz aslında.
Sabah umut doluyken, öğleden sonra kırgın…
Bir günde bin ruh hali, bir ömürde yüzlerce benlik.
Ama yine de…
Bir yerde tıkanıp kalıyoruz.
Sanki görünmez bir kalıpta yaşıyoruz.
“And I’m a million different people from one day to the next…”
Ama “kalıbımı değiştiremem” diyerek başlıyoruz her güne.
Peki bu kalıp ne?
Toplumun çizdiği çizgiler mi?
Ailenin senden bekledikleri mi?
Yoksa senin geçmişte kurduğun, bugün hâlâ içinde yaşamaya çalıştığın o dar oda mı?
Ben artık şuna inanıyorum:
Değişim, bir başkalaşım değil.
Kendine daha çok benzeyebilmenin yolu sadece.
Evet, belki para kazanmak zorundasın, belki bir düzenin var, belki korkuların diz boyu.
“Try to make ends meet, you’re a slave to money then you die…”
Ama bütün bu döngünün içinde, kendine küçük bir pencere açabiliyorsan, işte orada başlayabilir değişim…