Eğer hislerimi, duygularımı, düşüncelerimi anlatmanın tek bir yolu olsaydı, neyi seçerdim diye düşünüyorum. Cevabım net: Şarkı söylemek. Şarkılar yazmak, onları sesimle hayata katmak… İçimde birikmiş onca şeyi sadece yazıyla değil, sesle, melodilerle, notalarla anlatmak isterdim. O kadar çok isterdim ki…
Düşünsenize, hem yazdığınız bir senaryoda oynuyorsunuz, hem o senaryoyu siz yazmışsınız, hem de o hikâyeyi bir şarkıyla anlatıyorsunuz… Var mı böyle biri, bilmiyorum ama olma fikri bile tüyler ürpertici. Bir duyguyu tam da içinden geldiği gibi ifade edebilmek, ona sadece kelimelerle değil, sesinizle de can verebilmek… Bu bence tarifsiz bir özgürlük hali.
Şunu fark ettim: İçsel zenginliğimi ve duygumu bulmuş olmak, belki de hayatımda kendime verebileceğim en büyük hediye. Daha önce yapmayı çok isterdim ama belli ki zamanı şimdiymiş. Ve artık biliyorum ki hiçbir şey için geç değil.
Ne olursa olsun, kim olursanız olun, lütfen unutmayın: Hiçbir şey için geç değil.
Yapabileceklerimizin bir sınırı yok.
Yeter ki iç dünyanıza dönün, gerçekten ne istediğinizi hissedin. Bu yolculuk, başkalarının sizden ne beklediğiyle değil; sizin, kendinizi nasıl görmek istediğinizle ilgili. Kendi iç sesinizi duyduğunuzda, dışarının sesi kendiliğinden susuyor zaten.
Kendini gerçekleştirmek…
İşte hayat dediğimiz şey tam da bu aslında.
Olduğun gibi…
Ve olmak istediğin gibi bir “sen” olabilmek.