“Dalga Gibi”
Ne zaman gökyüzü bulutlansa, içinden bir parça kopar gibi hissediyordu. Hayat, küçük yaşlardan beri onu defalarca yormuştu. Ama o, buna inat, neşeli hikâyeler yazıyordu.
Bir gün, her şeyden yorulmuş, sadece yürümek istemişti. Şehirden uzaklaştı. Ayaklarını toprağa bastığında çocukluğunun geçtiği o eski bahçeyi hatırladı. “Çocukluğumuzu toprakta geçirmeseydik,” diye fısıldadı kendi kendine, “dünyayı böyle sevemezdik.”
Yol kenarında rengârenk papatyalarla dolu bir yamaç gördü. Merakla ilerledi. Derken karşısına büyükçe bir ev çıktı. Ama bu ev, sıradan bir ev değildi; sanki bir masaldan çıkmış gibiydi. Pencerelerinde dantel perdeler vardı, verandasında farklı farklı içeceklerin sunulduğu uzun bir masa kuruluydu. Bahçesi öylesine güzeldi ki, durdu ve fotoğraf çekmek istedi. “Herkes görsün bunu,” dedi içinden, “çünkü böyle bir ev çoğu insanın hayalinden bile geçmemiştir.”

Kapı açıldı. İçeriden çıkan insanlar ona tanıdık bir bakışla baktı. Sanki yıllardır tanışıyorlarmış gibiydi. Küçük bir çocuk ona gülümseyerek bir tepside ikramlıklar sundu. Ortam sıcacıktı. Bildiği ama hatırlayamadığı bir düş gibi. “Bu insanları daha önce gördüm mü?” diye düşündü. Ama içindeki ses, “Evet, tanıyorsun,” diyordu.
Avluya çıktığında gözüne hurda gibi görünen ama aslında çok güzel bir araba ilişti. Yanından geçerken yüzüne yumuşak bir rüzgar çarptı. Az ileride yine tanıdık bir ev gördü. Ama bir şey garipti. O ev, orada olmamalıydı. “Bu evi biliyorum,” dedi fısıltıyla, “ama yeri doğru değil.” Bir rüyadaydı sanki; ama uyanmak istemiyordu.
Birden içinde bir kıpırtı başladı. Tıpkı dalgaların yükselmesi gibi; yavaş ama durdurulamaz. Hayalleri harekete geçmişti yeniden. Kimseye benzemeyen, ama herkesin anlayabileceği bir rüyaydı bu. “Hayallerimin seninkinden farklı olması, onların önemsiz olduğu anlamına gelmez,” dedi bir ses, sanki geçmişten gelen bir hatırlatma gibi.
Ve sonra o an geldi: Evdeki insanlar onu kucakladılar. Ne olduğu, neden orada olduğu önemli değildi. Sadece “sevilmek”ti mesele. Uzun zamandır kalbinde yankılanan eksik bir nota gibi, sevilmeyi çok önemsiyordu. Ve işte o an, fark etti: seviliyordu.
“Bir kitabın kadın karakteri olsaydım her şey daha kolay olurdu,” diye düşünmüştü yıllarca. Şimdi, kendi hikâyesinde kahramandı. Gözleri doldu ama bu sefer mutluluktan.
İçindeki o kırık çocuk, ilk kez gerçekten huzurla gülümsedi.