Yolun bitmediği anlar

Bazen insanın içinde tarif edemediği bir ağırlık belirir. Sanki hiçbir yere gitmek istemediğin halde, seni zorla bir yolculuğa çıkarmışlar gibi… İçinde olmadığın bir rotada, senin seçmediğin bir yolda yürüyorsundur. Her adımda biraz daha sıkışırsın, biraz daha bocalarsın. Ne düşüneceğini bilemezsin. Yol uzar da uzar… Ve en sonunda varırsın ama vardığın yer senin olmak istemediğin bir yerdir.

İşte o an gelir; korku çöker içine. Bir daha hiç iyi hissedemeyeceğini, eskisi gibi gülemeyeceğini, içini ısıtan o tatlı duyguların geri dönmeyeceğini düşünürsün. Her şey kapalıdır. İçeri ışık sızmaz. Bir nevi ruhun tutulur, nefesin içeride kalır.

Ama sonra…

Sonra bir şey olur.

Hafifçe bir rüzgar eser.

Bir ses duyarsın, belki bir kuşun, belki bir yaprağın.

O rüzgar tenine değer, ve birden her şey hatırlanır.

Ağaçların kokusu döner burnuna,

toprak yeniden tanıdık gelir,

gökyüzü seni tekrar içine alır.

İşte o an… İşte o anın mutluluğunda yankılanırsın. Çünkü o an, sadece bir an değil. O, kendine yeniden kavuşmanın anıdır.

Her şey geçer. Yeter ki geçmesini bekleyelim.

“Bir gün, geçmişin seni boğmasına izin vermezsin. Ve bir sabah, hiçbir şey olmamış gibi uyanırsın. Olmuştur çünkü.”

Albert Camus

Bu yazıyı belki de sana değil, o sıkışıp kalmış, yolunu kaybetmiş haline yazıyorum. Bil ki, hiçbir his sonsuza dek sürmez. Ne mutluluk, ne de keder. O yüzden kendine kızma, orada uzun kalma.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın