Küçük bir çocuk

Hiç aynı şarkıya farklı zamanlarda hem gülümseyip hem de ağladınız mı? Aynı melodi, insanın hayatında başka başka anılara dokunur; kimi zaman bir yaz akşamının masumiyetini, kimi zaman da kaybolmuş bir dostluğun hüznünü getirir. O yüzden bazen düşünüyorum: Bu dünyada kalmak mı daha güzel, yoksa gitmek mi?

Küçük bir çocuk hatırlıyorum. Tahta merdivenlerden çıkıyordu; basamakların her biri, yaz akşamlarının ahşap kokusunu hâlâ burnuma getirir. O çocuk benimle oyun oynamak istiyordu. Ben de küçüktüm; belki on yaşındaydım. Ama o an utanmış, reddetmiştim. Şimdi geriye dönüp bakınca, ne kadar basit görünen bu anın içimde yıllar boyunca bir boşluk gibi durduğunu hissediyorum.

Zaman geçti. O çocukla aynı köyde, aynı bahçelerde, aynı gökyüzünün altında büyüdük. Sonra bir gün, yaşımız yirmiyi çoktan geçmişken karşı karşıya oturduk. Yanında bir kitap getirmişti; bana uzatırken, kitabın kapağındaki soluk baskıya, sayfalarının köşelerine kadar bakmıştım. (Kitabın adı: Heba / Hasan Ali Toptaş)

Uzun uzun yürüdük o gün. Konuştuk; sonra konuştuklarımızın arasındaki sessizliklerde bile birbirimizi anladık. Küçük bir müzik çalarımız vardı. Kulaklıkları paylaşmıştık.

Sonra bir gün gitti. Çok uzaklara, başka bir şehre. Zaman dediğimiz şeyin bize hep fırsat tanıyacağını sanıyorduk. “Nasıl olsa yeniden görüşürüz” diye düşünüyorduk. Ama zamanın nasıl aktığını gerçekten anlayan var mı?

Şimdi geriye dönüp baktığımda, çocukluğumdan ve gençliğimden bir parça eksilmiş gibi hissediyorum. İnanamıyorum. Daha otuz yaşında bile değildin belki, Doğukan. Ve ben, şimdi bütün bu anılardan fazlasına hem tebessüm ediyor hem ağlıyorum. 🕊️

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın