Hoş Geldin 2026

Bu sabah uyanır uyanmaz bir kitap bitirmek isteyerek uyandım.

Hiçbir şey yapmadım. Sadece su içtim ve sıcak yatağımda kitabı elime aldım.

Dışarıda rüzgâr vardı, soğuk sertti. Belki de bu senenin en soğuk günüydü. Ve belli ki daha da soğuk günler olacaktı.

Okuduğum kitap Elveda Gülsarı – Cengiz Aytmatov.

Beni hemen içine çekti. Çünkü hava, kitabın içindeki hava gibiydi: soluk, keskin, çıplak bozkır gibi. O kadar soğuktu ki onlarla empati kurabiliyordum. Onların yaşadığı belli ki nefes kesen bir soğuktu; benim hissettiğim soğukluk bozkırın sadece küçük bir izdüşümüydü.

Kitabın karakterleri bu soğukta at yetiştiriyor, başkalarına karşı sorumluluk taşıyorlardı. Barınmaları bir çadırın dayanıklılığına bağlıydı. Altı ay yaz, altı ay kış yaşayan bir coğrafya…

Şimdi düşününce, bu koşullara nasıl uyum sağladıklarını anlamamak mümkün değil. Bizden daha güçlü olduklarını fark etmemek zor.

Bugün daha sessizdim.

Sadece zaman geçirmek istediğim insanla vakit geçirdim. Bu bana zaman kaybı gibi gelmedi.

Bugün dışarıdan yemek söylemedik. Canımız ne istiyorsa onu pişirdik. Yaparken güldük, eğlendik. Film izledik. Kitap okuduk.

Birlikte bir şeyler yapmanın keyfi daha uzun sürüyor.

Bunu tek başına keyif yapmaktan aşırı hoşlanan biri söylüyor. Evet, onun da yeri var. Ama birini gerçekten seviyorsan, bu değişebiliyor 🙂

Evimde her yerde kitaplar var. Hep birinin bir kitabı alıp göz gezdirmesini isterdim. Ne düşündüğümü merak etmesini… Hatta mümkünse okumak istemesini.

Ve öyle yaptı.

Sanki bunu yaptığında bana daha yakın olmak istiyormuş gibi hissettim. Çünkü şu anki düşüncelerimin çoğu bu kitapların yansıması.

Bugün kendimi çok şanslı ve mutlu hissediyorum.

Şükürler olsun bu güne. Bu geceye. Yarınlara.

Aldığım her nefese. Dokunduğum, hissettiğim her şeye.

Sanırım dijital ortamdan bilinçli olarak uzaklaşmak gerekiyor.

Bugün bir kitap bitirmenin mutluluğunu yaşıyorum. Saatlerce telefona kilitlenseydim, yıllar önce yaşamış dünyaca ünlü bir yazarın hayatından kesitler öğrenemeyecektim. Uzaklara gidemeyecek, küçük bir hayal dünyasında sıkışıp kalacaktım.

Umarım bu kitap okuma motivasyonunu daha doğrusu disiplinini bozmam. Ara ara bozuyorum ama bu yıl çok kitap okumak istiyorum. Çok yazmak istiyorum.

Doğayla dengede olmak, sevdiğim insanlarla. ailemle ve arkadaşlarımla sevgi içinde, sağlıklı bir hayat yaşamak istiyorum.

Hoş geldin 2026.

Bu yazdıklarım aslında birkaç gün öncesine ait.

Bugün ekleyerek yazıları birleştirdim.

Bugün eve geldim, yemek yapıyordum. Tam önemli ve ihtiyacım olan bir anda elektrik kesildi. Telefonumun şarjı da bitmişti. Bir anda kala kaldım.

Sanki boşluğun ortasında gibiydim. Ne yapacağımı bilemedim.

Çocukken televizyon izlerdik; elektrik birden giderdi. Ailece mum ışığında oturur, sohbet ederdik. Belki kitap okurduk. Ve o an çok güzel gelirdi.

Bugün de aynısı oldu ama bu sefer yalnızdım.

Karanlığın ortasında tek başına olmanın ağırlığı vardı içimde.

Ama bir yandan da şunu fark ettim: Bununla ne yapacağımı öğrenmem gerekiyormuş. Tek başıma bu karanlıkta ne yapabilirdim?

Perdeleri sonuna kadar araladım. Ay ışığının içeri girmesine izin verdim.

Sonra yatağa uzandım.

Sadece durdum. Elektrik gelene kadar… Bir saat, belki daha fazla.

Yemek yapmıştım, onu sessizce yedim.

Ve fark ettim ki:

Bu hafta üst üste binmiş, yapılması gereken çok fazla iş vardı. Kafamda bir anda çözüldü hepsi. Günlük hayatta çoğu şey bize çok yoğun geldiği için, aslında basit olan şeyleri de içine sıkıştırıp büyütüyoruz.

Asıl mesele şu galiba:

Ne düşündüğümüzün farkında olmamak.

“İnsan, düşüncelerinin farkına vardığı an özgürleşmeye başlar.”

Sonra ışıklar yandı.

Birden gözlerim kamaştı. Işığın beni ne kadar rahatsız ettiğini fark ettim.

Işığa alışmak mı daha güzeldi, karanlığa alışmamak mı…

Bunu hâlâ bilmiyorum.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın