HAMLET (3. Perde, 1. Sahne)

Olmak ya da olmamak… İşte bütün mesele bu.

Zihinde, azgın kaderin sapan taşlarına ve oklarına katlanmak mı daha soylu,

yoksa dert denizine karşı silaha sarılıp

karşı koyarak onları sona erdirmek mi?

Ölmek… uyumak…

Hepsi bu.

Ve bir uyku ile

kalp ağrısını ve insan bedeninin mirası olan

binlerce doğal sarsıntıyı bitirdiğimizi söylemek…

Bu, yürekten istenecek bir son olurdu.

Ölmek… uyumak…

Uyumak… belki rüya görmek…

İşte mesele burada.

Çünkü ölüm uykusunda hangi rüyaların geleceği,

bu ölümlü kabuğu üzerimizden attıktan sonra,

insanı duraksatır.

İşte bu düşüncedir

felaketi bu kadar uzun bir ömre dönüştüren.

Yoksa kim dayanırdı zamanın kırbacına, hor görmesine;

zalimlerin haksızlığına, kibirlilerin hakaretine;

küçümsenen aşkın acısına; hukukun gecikmesine;

makamın küstahlığına;

ve değersizlerin, değerli sabrı nasıl çiğnediğine…

İnsan, çıplak bir hançerle

kendi hesabını kolayca görebilecekken

kim yük taşırdı,

yorgun bir hayatın altında inleyip ter dökerdi?

Ama ölümden sonra bir şey olabileceği korkusu…

o keşfedilmemiş ülke…

sınırından hiçbir yolcunun geri dönmediği o yer…

iradeyi şaşırtır

ve bizi bilmediğimiz dertlere kaçmaktansa

elimizdeki dertlere katlanmaya razı eder.

Böylece vicdan hepimizi korkak yapar;

kararlılığın doğal rengi

düşüncenin solgun gölgesiyle solar;

ve büyük, önemli girişimler

bu yüzden yön değiştirir, yolundan sapar

ve eylem adını yitirir.

Buraya kadar okurken bazı yerlerde ‘tam olarak ne demek istiyor?’ diye düşündüysen yalnız değilsin. Peki Shakespeare burada ne anlatıyor?

1) “Yaşamaya devam etmek mi daha doğru, yoksa ölmek mi?”

“Olmak ya da olmamak” dediği şey bu.

Ama bunu “intihar” gibi düz bir yerden söylemiyor.

Daha çok şu var:

Hayat çok acı veriyor.

Peki bu acıya katlanmak mı daha “soylu”, yoksa her şeyi bitirmek mi?

2) Hayatın acıları

Hamlet diyor ki:

kaderin darbeleri insanların zalimliği haksızlıklar aşk acısı adaletsizlik kibirli insanların küçümsemesi sistemin yavaşlığı makamın küstahlığı

Bunların hepsi insanı yorar.

Ve şunu soruyor:

“Madem bu kadar zor, neden devam ediyoruz?”

3) Ölüm bir “uyku” gibi geliyor

Hamlet için ölüm:

“Uyumak gibi… ve tüm acılar bitiyor.”

Bu fikir çok cazip geliyor.

4) Ama asıl düğüm: Ölümden sonra ne var?

Tam burada tirat derinleşiyor.

Hamlet diyor ki:

“Uyursun ama… ya rüya görürsen?”

Yani:

Ölümden sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Belki huzur var, belki daha korkunç bir şey var.

Ve bu belirsizlik insanı durduruyor.

5) İnsanları hayatta tutan şey: korku ve bilinmezlik

Bu cümle tiradın kalbi:

“O keşfedilmemiş ülke… sınırından kimsenin geri dönmediği yer…”

Yani ölüm.

Hamlet diyor ki:

Biz aslında ölmekten değil, ölümden sonrasının bilinmezliğinden korkuyoruz.

Bu yüzden:

elimizdeki acıya katlanıyoruz bilinmeyene gitmeyi göze alamıyoruz

6) Ve final: Düşünmek bizi eylemsiz yapıyor

En vurucu yerlerden biri:

“Vicdan hepimizi korkak yapar.”

Buradaki “vicdan” biraz da şu:

fazla düşünmek sorgulamak korkmak ihtimallere boğulmak

Yani Hamlet şunu itiraf ediyor:

“Ben çok düşünüyorum. O kadar düşünüyorum ki harekete geçemiyorum.”

Kısaca tiradın mesajı:

Hamlet’in iç sesi:

“Hayat çok ağır. Bitirmek kolay gibi.

Ama ölüm daha büyük bir bilinmezlik.

Bu yüzden acıya katlanıyoruz.

Ve çok düşünmek, insanı eylemsiz bırakıyor.”

İstersen bunu sana daha da netleştireyim:

Bu tirat aslında depresif bir intihar tiradı değil, aynı zamanda:

insanın karar verememe hâli

ve

düşüncenin insanı kilitlemesi hakkında.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın