-
Artık Kayıp Değilim
Eskiden hep bir şeyleri arıyordum. Kendimi mi, doğru yolu mu, bir anlamı mı… bilmiyorum. Ama içimde hep eksik bir parça var gibiydi. Sanki bir yerlerde kaybolmuştum da, biri beni bulacak diye bekliyordum. Sonra bir gün fark ettim… Kaybolan her şey bir gün bulunuyordu, ama genellikle aramayı bıraktığında. Kasmadan, zorlamadan, “neyin peşindeyim ben?” diye kendime kızmadan……
-
Nilüfer etkisi
Budizm’de nilüfer çamurdan çıkar ama çamura bulaşmaz. Temizdir, sade ve durudur. Hint felsefesinde ise “Padma” olarak anılır ve saf bilincin, ruhsal uyanışın sembolüdür. Mevlânâ’nın da güzel bir benzetmesi vardır, “Nice sufi vardır ki nilüfer gibi sudadır ama ıslanmamıştır.” Çamurun içinden doğup tertemiz kalmak… Belki de hepimizin hayalini kurduğu şey. Düşünsene, hayatın kargaşasının, karmaşasının içinde bile…
-
Sesleri Gerçekten Anlıyor muyuz?
Gerçekten duyduğumu anladım mı? Az önce bir ses dinledim (963 Hz). Öyle yakındı ki kulağıma, sanki bedenimden değil de, çoktan unuttuğum bir şeyleri anlatıyordu. Şunu fark ettim: Çoğu zaman bize hazır anlamlar sunuluyor. Bir ses, bir görüntü, bir kelime daha duyar duymaz ne olduğunu bildiğimizi sanıyoruz. Walter Benjamin’in şu cümlesi aklıma geldi: “Dünyayı anlamak için…
-
Her Şey Seninle İlgili Değil
“It’s not about you.” (Her şey seninle ilgili değil.) O an, Doctor Strange en büyük dersi aldı. Tüm hayatı boyunca başarıya, üne, kendi büyüklüğüne inanmıştı. Parmaklarının ucundaki hayat kayınca, dünyayı kurtaracak o kapının eşiğinde, ona söylenen tek şey buydu: Her şey seninle ilgili değil. Çoğu zaman, acı çektiğimizde dünya küçülür. Gözlerimiz sadece kendi yaramıza döner.…
-
Benzer benzerini iyileştirir
“Similia similibus curantur.” Yani, “Benzer benzerini iyileştirir.” Bu söz özellikle homeopati gibi doğal tedavi yöntemlerinde çok temel bir kural. Ama sadece tıp dünyasında değil, hayatın her yerinde karşımıza çıkıyor bu mantık. Homeopati dünyasında bu ilkeye göre, bir madde sağlıklı bir kişide belirli semptomlara yol açıyorsa, aynı madde çok küçük dozlarda kullanıldığında bu semptomları iyileştirebilir. Örneğin,…
-
Simülasyonda mı yaşıyoruz?
Evrenin kendisi bir bilgisayar simülasyonu olabilir mi? Belki de “fazla işlemci gücü harcamamak” için gördüğümüz dünya, sadece gerektiği kadar ayrıntılı işleniyor. Yani evren, ekonomik çalışıyor olabilir. Bu fikir, kuantum fiziğinin garip sonuçlarıyla birleşince iyice tuhaflaşıyor. Mesela ışığın davranışını ele alalım: Gözlemlemediğimizde, bir dalga gibi yayılıyor. Ancak ona “bakmaya” kalktığımızda, bir anda madde gibi, parçacık gibi…
-
Anları sipariş edemeyiz
Bazı şeylerin sırası yok. “Sonra” diye bir şey de yok. Akış var sadece. Bizse bu akışta tutunacak bir dal arıyoruz sürekli. Halbuki o dal biziz. Ama bir türlü inanmak istemiyoruz. Çünkü bize, “doğru zaman”, “doğru insan”, “doğru an” gibi paketler satıldı yıllarca. Oysa hiçbir “an” olması gerektiği gibi değil, ve zaten öyle olmalıydı diye düşünmek…
-
Görmek, anlamak, hissetmek
Bazen öyle bir şey olur ki, hissettiğimiz bir düşünce, kelimelere sığamayacak kadar geniştir. Sanki evrenin tam ortasında duruyormuşum gibi… Gözlerim açık ama gördüğüm şeyin gerçek olduğuna emin değilim. Çünkü gerçeklik, o kadar etkileyici, o kadar büyüleyici olmalı ki; insanı kendine inandırmalı. Eğer inandırmıyorsa, nasıl emin olabiliriz ki gördüğümüz şeyin “gerçek” olduğuna? İçimizde bir şeyler “Bu…
-
Hayatın kat kat gerçekliği
Bazen yıllardır doğru bildiğin şeylerin aslında doğru olmadığını fark ediyorsun. Ve bu farkındalık, tokat gibi çarpmıyor; aksine, tatlı bir serinlik gibi geliyor insana. Hafif bir tebessümle soruyorsun kendine: “Ben bunlara nasıl bu kadar inanmışım?” Ne kadar çok eğlendiysem, o anları daha çok hatırlıyorum. Mutluluk hafızada daha kalıcı. Belki de bu yüzden, kendimize sık sık “bugün…
-
Yalnızca kötü bir rüya
“Zihnini temizle ve hâkimiyeti eline al. Sanki yeni uyanmışsın ve canını sıkan şeyin sadece kötü bir rüya olduğunu fark etmişsin gibi.” Marcus Aurelius Stoacılar için hayat, bizim kontrol edebileceğimiz ve edemeyeceğimiz şeylerden oluşur. Ve çoğu zaman acı, bizim dışımızdaki olaylardan değil, o olaylara yüklediğimiz anlamlardan doğar. Marcus’un dediği gibi: Gözünü aç ve gördüklerinin sadece kötü…