-
Six feet under, ölümle yaşam arasında
Sevdiğim dizilerden birini yorumlamak istiyorum ( Six Feet Under) Unutmak istemiyorum, arada açıp hatırlayayım diye size de anlatmak istedim. Ayrıca birçok kişinin de fark etmesini istediğim için başlıyorum. “Bunun fotoğrafını çekemezsin. Çünkü o an zaten geçti.” Nate söylüyordu galiba. Ve çok doğru. Biz hep bir şeyleri yakalamaya çalışıyoruz ya hani… “Dur, bunu kaydedeyim”, “Dur, bunun…
-
Doğaya gittim çünkü ..
Bu sabah yürürken neden doğayı bu kadar sevdiğimi bir kez daha anladım. Bir ağacın gökyüzüne uzanan dallarına baktım; rüzgârla kıpırdayan yaprakları, kuşların tedirgin ama canlı hareketlerini izledim. Her şeyin içinde bir yaşam vardı, fark edilir bir canlılık… Ve o an, doğanın bana yaşadığımı hatırlattığını bir kez daha hissettim. Soğuk hava ellerimi donduruyordu. Parmaklarım uyuşunca, ellerimi…
-
Uzaklaşmak mı, Kaçmak mı?
Sevgili Bilge, Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da, yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak…
-
Aşırı Düşünmemek İçin Japonların Beş Tekniği
1. Shōganai(しょうがない) “Elimizdekini kabul etme” Anlamı: “Yapılacak bir şey yok” veya “elimde olmayanı kabul et” demektir. Nasıl uygulanır: Kontrol edemediğin olayları fark edip, “şimdilik böyle” diyerek bırakmak. Neden işe yarar: Zihni, sürekli “ya şöyle olsaydı?” türü sorularla meşgul eden döngüyü kırar. Kontrol edemediğin şeyleri serbest bırakmak, iç huzuru getirir. 2. Kaizen(改善) “Küçük adımlarla sürekli gelişme”…
-
Van Gogh’un hissettiği şey
Van Gogh’un sözleri kulağımıza bir şeyler fısıldıyor: “Doğaya, sanata ve şiire sahibim. Eğer bunlar yeterli değilse, ne yeterlidir ki?” Bir an durup etrafımıza baksak… rüzgârın otların arasından geçişini, gün batımının renklerini, bir müzik parçasının içimizde uyandırdığı duyguyu fark etsek belki o anda her şey zaten tamdır. Her şeyin tam olmasına da gerek yok sadece varız…
-
Birini sevmenin gücü
Birini sevmenin en güzel yanı, hayata bakışını da değiştirmesi bence. Her şeyin bir anda renklenmesi gibi. Sokakta yürürken yüzlere bakışın bile değişiyor. Çünkü sevdiğinde, sevmenin mümkün olduğunu gördüğünde, insanlara renkli gözlerle bakmaya başlıyorsun. Birini sevmek, sadece o kişiyi değil, dünyayı da sevmeye başlamaktır biraz. Küçük şeyler daha anlamlı hale gelir, sabah kahvesi bile daha güzel…
-
Küçük bir şiir
Böyle bir şiir gördüm, kimin yazdığını bilmiyorum ama çok güzel değil mi? “Sonra bir kuş kurtuluyor kafesten Bir adamın buz tutmuş yüreği ısınıyor Bir çocuk ağlarken gülümsüyor Aniden Ben sana bakıyorum.” Bu dizeleri ilk okuduğumda sanki uzun zamandır donmuş bir tarafım çözülmeye başladı. Bu yüzden mutlu hissettim. Çünkü bu birkaç satırda, insanın bütün duygusal yanları…
-
Yaratmak, hissetmekle başlar
Bugün, dört yıl önce çektiğim bir videoyu izledim YouTube’da. O an, birden içimden şu geçti: İnsan ne kadar hissederse, ne kadar çok şey yaşarsa, yarattığı şey de o kadar değişiyor. Yaratıcılık sadece yetenekle, teknik bilgiyle ya da pratikle alakalı değil aslında. Yaratıcılık, insanın iç dünyasının derinliğiyle alakalı. Ne kadar hissedersen, ne kadar çok yaşarsan, ne…
-
Gerçek hayata uyanmak 🌙
Hayatını yaşama şeklini tamamen değiştirmenin mümkün olduğunu hayal edebiliyor musun? Hayatına bakıp, ‘Eğer şu an her şey sona ermiş olsaydı, ne yapardım?’ diye sormayı… Eski hayatının bittiğini ve sonra geriye kalan gerçek hayatını alıp, onu nihayet düzgün bir şekilde yaşamayı. Bunu nasıl yapabilirim? Nereden başlarım?” “Gerçekten yaşamak ne demek?” Belki de cevabı, geçmişi yakıp kül…
-
Sadece çılgınlarla ilgileniyorum
“Sadece çılgınlarla ilgileniyorum…” Jack Kerouac’ın bu cümlesi, insanın damarlarında dolaşan o görünmez kıvılcımı tarif ediyor aslında. Çünkü bazı insanlar yaşamak için nefes almaz yanar. Onlar konuşmak için değil, içindekini haykırmak için sözcük ararlar. Bir yerlerde sıradanlıkla yetinenler varken, bazıları hayatı avuçlarının arasına alıp ateşe verir. Yaşama ateşi dediğim şey, insanı durmadan ileri iten o kavurucu…