
Şu anda odanın içinde oturuyorum; dışarıda inanılmaz bir yağmur yağıyor. Geçen yaz Urla’ya giderken yol üzerinde bir bereket çiçeği almıştık. O kadar inanmıştım ki hep yemyeşil kalacağına… Ama bir gün yaprakları dökülmeye başladı. Şimdi balkonda duran o çiçeğe bakıyorum; yağmur damlaları onu ıslatıyor. Ve içimden bir ses diyor ki: Belki ilkbahar geldiğinde yeniden yeşerir.
Umut etmek böyle bir şey işte: Kupkuru bir çiçeğin yeniden hayat bulmasını beklemek. Ama sadece beklemek yetmez, değil mi? Belki de onu sulamak, toprağını değiştirmek, yeniden bakmayı öğrenmek gerekir. Sadece oturarak yeşermesini beklemek olur mu hiç? Umut, bir beklenti değil; ona dokunmayı, emek vermeyi gerektirir. Çünkü belki de hayat, o emeğin içinde filizlenir.