
Hermann Hesse, Siddhartha kitabında, “Nefes almak, düşünmek kadar önemlidir; çünkü nefes düşüncelerinizin şekillenmesine olanak tanır,” der. Ama biz, modern çağın koşuşturmasında, nefes almayı unutan birer koşucuyuz. Daha fazla kazanmak, daha hızlı yetişmek, daha fazla “olmak” için kendi nefesimizi kıstığımızın farkında mıyız?
Her gün bilgisayar başında eğilen sırtlarımız, hızlıca yutulan öğle yemeklerimiz ve başımızı kaldırmadan kaydırdığımız ekranlar… Bu yoğun ritim, bizi nefessiz bırakıyor.
Japon Zen ustaları, nefesi yaşamın özü olarak görür. Bir Zen öğretisinde şöyle yazar:
“Nefes alırken, sadece nefes al. Nefes verirken, sadece nefes ver. İşte o zaman hayatın kendisini hissedersin.”
Bilinçli bir nefes, bizi “şimdi”ye çeker. Çünkü nefes, geçmişin yüklerini taşımayı ya da geleceğin bilinmezliğini kucaklamayı bilmez. O yalnızca şu anda var olur. Ve bu farkındalık, yaşamın ta kendisidir.
Şimdi beraber deneyelim:
1. Gözlerinizi kapatın ve burnunuzdan derin bir nefes alın.
2. Havayı ciğerlerinizde bir an tutun.
3. Yavaşça bırakın. Havayı dışarı verirken, onunla birlikte tüm yüklerinizi, endişelerinizi salıverin.