
Bazen en büyük düşmanımız kendimiz olabiliyoruz, üstelik farkına bile varmadan. Hepimizin hayatında “Ben zaten bunu biliyorum” diyerek üstünkörü geçtiğimiz, “Beni eleştirenler anlamıyor” diyerek kulak tıkadığımız anlar olmuştur. Oysa belki de gelişmemizi engelleyen şey tam da budur: Kendimizi kandırmak.
Stoacılar, bilgeliğe giden en büyük engelin kendini kandırmak olduğunu söyler. Kitapta geçen şu söz mesela:
“Zeno’ya göre bilgiyi sıkıca kavramanın önündeki en büyük engel kişinin kendini kandırmasıdır.”
Düşünsene, eğer bir şeyi bildiğimize kesin gözüyle bakarsak, onu öğrenmeye çalışır mıyız? Hayır. Çünkü zihin, keşfetmeye değil, doğrulamaya yönelir. Epiktetos’un dediği gibi, “Bir kişinin halihazırda bildiğini düşündüğü şeyi öğrenmeye başlaması imkânsızdır.”
Belki de en büyük tuzak, kendimizi fazlasıyla zeki, yeterli ya da hatasız görmemizdir. O yüzden birisi bizi eleştirdiğinde içimizde bir şey hemen savunmaya geçer. Halbuki, eleştiri bazen en iyi öğretmendir. Eğer bugün mükemmel, bilgili, herkes tarafından hayranlıkla izlenen biri olduğumuzu düşünürsek ne yeni bir şey öğrenebiliriz ne de gelişebiliriz.
Bunu bir deney gibi düşünebiliriz: Bir gün boyunca kendimizi gözlemleyelim. Bir konuda fikrimiz sorulduğunda, gerçekten anlamaya mı çalışıyoruz, yoksa sadece bildiklerimizi doğrulamaya mı? Eleştirildiğimizde gerçekten dinliyor muyuz, yoksa içimizde o bildik savunma mekanizması devreye mi giriyor?