Hayat, insanlarla kurduğumuz ilişkiler bağlamında değişiyor. Sadece bizim ne kadar açık, sevgi dolu ya da anlayışlı olduğumuza bağlı değildir. Ne kadar ışık saçarsak saçalım, karşımızdaki kişinin içsel yolculuğu tamamlanmadıysa, bizimle sadece yüzeyde karşılaşabilir.
Carl Jung bir zamanlar şöyle demişti: “Bizi başkalarında rahatsız eden her şey, kendimizi anlamamıza birer anahtardır.” Başkalarının bize sundukları, çoğu zaman kendi ruhlarının derinliklerine ne kadar inebildikleriyle sınırlıdır. Onların anlayış düzeyi, gösterdikleri şefkat ya da taşıdıkları kırılganlık, tamamen kendi içsel yüzleşmelerinin bir sonucudur.
Sen bütün sevginle, şefkatinle, derinliğinle bir ilişkiye yaklaşabilirsin. Ama eğer karşındaki kendi gölgelerine bakmaya cesaret etmemişse, onunla ancak yüzeyde buluşabilirsin. Bu, insan ilişkilerine dair acı ama bir o kadar da özgürleştirici bir gerçektir. Çünkü bu fark ediş, seni başkalarının sana ne sunduğu kadar, onların kendilerine ne kadar dürüst olduklarını da görmeye götürür.
Bağlantının gerçek derinliği, sadece senin getirdiğin duygularla değil, karşındakinin kalbini ne kadar keşfettiğiyle belirlenir. Kalbinin karanlık odalarında dolaşmaktan korkmayan biri, senin ışığını tanıyabilir.
Siz, ilişki kurmak için çabalarken, karşınızdakinin yalnızca kendi içinden bulabildiğini size sunabileceğini anlamak… Herkesin yolculuğu kendine özgüdür. Ve bazen, senin derin bir yerde hazır beklediğin noktada, biriyle karşılaşırsın ama o, orda olmayabilir. Belki basamak olarak yukarıda ya da aşağıda yer alabilir.
— Alan Watts’ın da dediği gibi: “Bağlantının derinliği, sadece senin getirdiklerinde değil; karşındakinin kendi kalbine ne kadar indiğinde saklıdır.”