Hayatın en güzel tarafı, hiçbir zaman tam olarak tahmin edemeyeceğimiz olayların bir anda karşımıza çıkması belki de. Hepimiz planlar yapıyoruz, yol haritaları çiziyoruz; ama bir sabah kalktığımızda her şeyin değişebileceği gerçeğini unutuyoruz. Ya da belki de, hatırlamak istemiyoruz. Çünkü belirsizlik, hem korkutucu hem de büyüleyici.
Bu durum kuantum fiziğindeki belirsizlik ilkesine benziyor. Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi’ne göre, bir parçacığın konumu ve momentumunu aynı anda kesin olarak bilemeyiz. Hayat da böyle değil mi? Ne zaman, nerede, ne olacağını kesin olarak bilemeyiz. Bir tesadüf, bir bakış, bir cümle bile bütün düzenimizi baştan aşağı değiştirebilir.
Carl Jung, “Senkronisite” kavramını ortaya attığında, bazı olayların birbirleriyle nedensel bir bağı olmasa bile anlamlı bir şekilde eşzamanlı meydana geldiğini savunuyordu. Belki de hayatın bize sunduğu “tesadüfler”, bizim henüz anlamlandıramadığımız derin bağlantılardır.
Ünlü yazar Haruki Murakami de buna benzer bir şekilde şöyle der:
“Hayat beklenmedik bir şekilde akar. Ve çoğu zaman bu beklenmediklik, hayatın en güzel anlarını içinde barındırır.”
Hiç kimse bilmiyor yarın ne olacak. Karşımıza kim çıkacak, ne hissedeceğiz, neye cesaret edeceğiz… Ama hayat bilinmeyenin ihtimalinde, sürprizlerde ve hayatın tam da kendiliğindenliğinde.