Bazen bir olay yaşarız, biri bizi kırar ya da içimizi acıtır. O an dünyamız yıkılmış gibi gelir. Geriye dönüp baktığımızda ise aslında yaşadığımız şeyin düşündüğümüz kadar büyük olmadığını fark ederiz. Bazen sorun, olayın kendisinde değil, bizim zihnimizde yarattığımız senaryolardadır.
Çoğu zaman yaşadığımız kırgınlıklar, üzüntüler ya da hayal kırıklıkları bir süre sonra gerçeğini kaybeder. Çünkü biz, olayın üstüne kendi düşüncelerimizi, kurduğumuz hayali senaryoları ekleriz. Zihnimiz sürekli çalışır, detaylar üretir, hatta olmayan şeyleri bile gerçekmiş gibi hissettirir. İşte bu yüzden, aslında başımıza gelen değil, ona verdiğimiz anlam bizi yaralar.
Hayatı denetlemek, her şeyi kontrol altında tutmak demek değildir. Çünkü hayat zaten akışta olan bir şeydir; tam kontrol mümkün değildir. Ama kendi iç dünyamızı denetlemek mümkündür(tamamen değil). Duygularımıza yenik düşüp saçma sapan kararlar almak yerine, bir adım geri çekilip düşünmek, olayı çıplak haliyle görmek gerekir.
Kendi zihnimizin kurduğu hayal dünyasının esiri olmadan yaşamak… İşte asıl dikkat etmemiz gereken şey bu. Çünkü zaman çok hızlı akıyor, hayat gerçekten çok kısa. Üzüldüğümüz birçok şey birkaç gün, birkaç ay sonra sanki hiç yaşanmamış gibi silinip gidiyor.
O yüzden kendimize şu soruyu soralım:
“Gerçekten üzülecek bir şey mi oldu, yoksa sadece zihnim bir senaryo mu üretti?”
Bu farkındalık, hayatı daha sakin, daha huzurlu, daha bilinçli yaşamanın anahtarı olabilir.