Başka bir dünya hayal ediyorum.

Su verdiğim çiçekler, ilk damlayı duyar duymaz açılmaya başlıyor. Köklerinden yaprak uçlarına kadar yayılan o titrek heyecan, sanki görünmeyen bir el çiçeği hafifçe dürtüyormuş gibi… Açılırken etraflarında minik bir hareketlenme oluyor: Kuşlar bir çember çizerek alçalıyor, kelebekler renkli bir toz bırakıyormuşçasına etrafa yayılıyor, arılar ince bir hat tutturuyor. Tüm bu canlılık yükseldikçe, havada tanımlayamadığım ama içime kadar işleyen bir koku beliriyor; unutulmuş bir anı gibi, sebepsizce huzur veren.

Sonra, hiçbir uyarı olmadan evin içine kar yağmaya başlıyor.

Sessiz. Soğuk değil.

Kar taneleri havada ağır çekimde süzülüyor; yere değince erimiyor, bir süre kalıp ışığa dönüyor. Rüzgâr içeri doluyor ama üşütmüyor sanki bir nefes, sadece evin içindeki düşünceleri hafifçe düzenliyor.

Bu dünyada evlerin çatısı yok.

Gökyüzü herkesin ortak çatısı; bulutlar yoldan geçen misafirler gibi ağır ağır ilerliyor. Ay, her gece başka bir evin içine düşüyor; kimi zaman masanın üzerine bir ışık çemberi bırakıyor, kimi zaman duvarda bir gölge.

Burada gerçek ile rüya birbirine karışmıyor; sadece yan yana duruyor.

Doğa insana değil, insan doğaya uyumlanıyor.

Mucize, şaşırtmaktan çok sakinleştiriyor. Ayrıca kimse korkmuyor.

İşte böyle bir dünya istiyorum:

Hareketin anlam taşıdığı, sessizliğin bile bir amaçla var olduğu bir dünya.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın