Günün sonunda, aslında çok büyük bir derdin yoksa ya da olanların bir kısmını çözmüş olmanın verdiği o hafiflikle metro çıkışındaki kalabalığın içinde sıkışıp yürüyemezken bile bir anda her şey romantik gelmeye başlıyor. Ama canını sıkan gerçekten ağır bir şey varsa, hiçbir şeyi romantize edemiyorsun. Hayat düzleşiyor, sadece yaşıyormuşsun gibi.
Bugün Belgrad’dan aldığım o parfümü sıktım epey taşıdım üstümde. Kendimi hâlâ Belgrad’daymış gibi hissediyorum; her yer romantik, sanki yeni bir şehirde dolaşıyormuşum gibi. Kolunun ruh halini bu kadar etkilemesine şaşırıyorum. Bir de hiç dinlemediğim şarkıları dinliyorum son zamanlarda. Yeni ve farklı şeyler yapmak hoşuma gidiyor. Sanırım beni canlı tutan da tam olarak bu.
Hep hareket halinde kalırsam depresif bir moda giremeyecekmişim gibi geliyor. Zaten vücudum da pek izin vermiyor buna; bir gün yatsam, ertesi gün yerimde duramıyorum.