Yaşamak

Otobüsün penceresinden dışarı bakarken, yazın yorgun tenini sıyırıp geçen o serin sonbahar esintisi, insanın içine hem bir hüzün hem de garip bir dinginlik bırakıyordu. Yol boyunca çarklar dönerken, elimdeki ince kitabı bitirdim: Yaşamak, Yu Hua.

Kitabı kapattığımda zihnimde yankılanan tek şey, o sade gerçekti: Basit yaşamak, hayattaki en büyük lüksmüş meğer. Hikaye, maddi durumu çok iyiyken kumar hırsıyla bütün hayatını ve sahip olduğu her şeyi altüst eden bir adamın etrafında dönüyor. Yazar, onca yoksulluğa, felakete ve acıya rağmen sevginin ne kadar sarsılmaz bir bağ olduğunu o kadar yalın anlatıyor ki… Yaşanan onca kötü ve yıkıcı tecrübeye rağmen, adamın eşinin onun için söyledikleri, “Öteki dünyada da yine onun eşi olmak istiyorum” deyişi içimi paramparça etti, beni derinden duygulandırdı. Ailenin, o en karanlık uçurumda bile tutunulacak tek dal, en güvenli liman olduğunu bir kez daha anladım.

Hayat ne kadar acımasız, değil mi? Gerçekleri insanın gözüne sokmaktan hiç çekinmiyor. Sayfaları çevirdikçe, o dönem insanlarının çektiği o devasa ıstırapları, o bitmek bilmeyen çileleri düşündüm. Ve sonra camdan dışarı bakıp kendi hayatıma şükrettim: Şu an yaşadığımız hayat ne kadar kolay, ne kadar yaşanılabilir aslında…

Sağ tarafımda, otobüsün penceresine vuran rüzgarla birlikte birdenbire açılmış pamuk tarlaları belirdi. İçimdeki o ağır hüzün, birden tebessüme dönüştü. Beyaz beyaz, koza gibi patlayan o pamukların topraktan fışkıran bir bitki olması ne kadar enteresan, ne kadar mucizevi bir şeydi. Hemen yanlarında ise başını öne eğmiş, boynunu bükmüş ayçiçekleri duruyordu; sanki tarlanın diğer ucundaki o bembeyaz pamuklara bakıyorlardı. Gökyüzünde incecik, tüy gibi bulutlar vardı ve o tüy şeklindeki bulutların önünden bembeyaz kuşlar süzülüp geçiyordu. O an içimden geçirdim: Keşke çok iyi bir ressam olsaydım da bu manzarayı, bu hüznün ve güzelliğin tablosunu buraya çizebilseydim.

Yolculuğun ortasında, yanımdaki yolcu bana ikinci kez mahcup bir ifadeyle yol sordu. Öyle bir mahcubiyetti ki bu, sanki dünyadaki bütün yükü o sırtlamış gibiydi. Ona gülümseyerek yardım ettiğimde, adamdaki o mahcubiyet katlandı ama benim içimdeki hüzün çok tanıdıktı. O otobüsten inip uzaklaşırken, arkasından bakan gözlerimi doldurmamak için uğraştım …

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın