26 Eylül

21 Haziran kitabını okurken, çocukların ne kadar karanlık sarsıntılar yaşayabileceğini ve bunun ruhlarında nasıl kalıcı izler bıraktığını iliklerime kadar hissettim. İkisinde de çocukların yaşadığı o ağır tahribat, kendi çocukluğumu getirdi aklıma; uzun uzun düşündüm. Bazen öyle anılar var ki, kelimeler ve cümleler o hiç kaybolmayan, hep var olan belleğin kapısını aralayıp o anları yeniden gün yüzüne çıkarıyor.

Aklıma çocukluğumdan kalma bir sonbahar anısı geldi. Şu anda da sonbahar ayındayız, eylülün sonlarındayız. Etrafta nar ağaçlarının arasında incir, onun da arkasında zeytin ağaçları görünüyor; narlar kıpkırmızı oldu, incirler yenebiliyor. Benim doğduğum yerde bu meyveler yoktu, elmalar vardı. Sarı elmalar, kıpkırmızı elmalar… Onlar da bu zamanda oluyordu. Sürekli elma topluyorduk her sonbaharda; bu bir iş gibi değil, adeta bir oyundu bizim için.

Bir kere babam büyük kamyonuyla gelmişti. Topladığımız o bir sürü elmayı, ahşap tahta kasaların üst üste durduğu yere doğru yanaştırmıştı da elmalar ezilmişti; o an geldi aklıma. Anneannem çok üzülmüştü. Bir şeyden kaçıp giderdik köye doğru… O toprak evin kokusu geldi şimdi burnuma. Dayımın yaptığı resim tablosu dururdu duvarda. Dayım çok yetenekliydi, onun sayesinde birçok şey öğrendim, okumayı bile daha erken söktüm.

Şimdi düşündüm de, o sonbahar duygusunu o tablonun içinde hayal edebiliyorum. Ağaçlar vardı, ardı ardına dizilen… O tablo şu anda o duvarda değil çünkü o ev artık yok; yıkıldı. Acaba resim nerede? Belki resmi tam olarak hatırlayabilseydim daha güzel hisler aktarabilirdim ama sadece o resmi çok sevdiğimi hatırlıyorum. Küçük, minik televizyondaki ressama bakarak onun yaptıklarının benzerlerini çizmeye çalışırdı dayım. Belki de farklı bir ailede doğsaydı, çok tanınmış bir ressam olurdu. Tablo o kadar tatlıydı ki… Öyle bir evi küçümsemek için söylemiyorum ama o tarzda bir evde, o kalibrede bir tablo pek durmazdı sanki; ama yine de o evin havasını değiştiriyordu, inanılmaz bir sıcaklık veriyordu. Ve ben o evi çok seviyordum.

İnsanın çocukluğunu geçirdiği yer ne kadar önemliymiş, bunu anladım. Bir yandan kendimi çok şanslı hissediyorum, doğanın içinde büyüdüğüm için gerçekten çok şanslıyım. Çünkü gözümde birçok şey canlanabiliyor, o eski duyguları hâlâ hissedebiliyorum. Bomboş bir dairede büyüseydim, belki duygudurumum çok daha karanlık olurdu; ama şimdi, küçücük bir narın kızarması bile beni mutlu edebiliyor. Bundan mutlu olmayı çocukluğumda öğrendim.

Bugün de bitiyor. Eylülün sonlarına doğru, yine kendimle baş başa kaldığım bir günün akşamındayım. Mutluyum, huzurluyum. Kısacası bu anlar bana pek çok şeyi tekrar tekrar hatırlatıyor, gün yüzüne çıkarıyor. Ve bu durum beni gerçekten mutlu ediyor.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın