-
26 Eylül
21 Haziran kitabını okurken, çocukların ne kadar karanlık sarsıntılar yaşayabileceğini ve bunun ruhlarında nasıl kalıcı izler bıraktığını iliklerime kadar hissettim. İkisinde de çocukların yaşadığı o ağır tahribat, kendi çocukluğumu getirdi aklıma; uzun uzun düşündüm. Bazen öyle anılar var ki, kelimeler ve cümleler o hiç kaybolmayan, hep var olan belleğin kapısını aralayıp o anları yeniden gün…
-
Yaşamak
Otobüsün penceresinden dışarı bakarken, yazın yorgun tenini sıyırıp geçen o serin sonbahar esintisi, insanın içine hem bir hüzün hem de garip bir dinginlik bırakıyordu. Yol boyunca çarklar dönerken, elimdeki ince kitabı bitirdim: Yaşamak, Yu Hua. Kitabı kapattığımda zihnimde yankılanan tek şey, o sade gerçekti: Basit yaşamak, hayattaki en büyük lüksmüş meğer. Hikaye, maddi durumu çok…
-
Zihnin ve Bedenin Sınırlarında
O anki huzurunu o kadar net hissedebiliyorum ki; ayaklarını duvara uzatıp kanepede rahatça yayılmak, elinde yeni bir kitapla o dünyaya sığınmak hayatın en güzel ödüllerinden biri. Gece Yarısı Kütüphanesi’nin ardından Biri, Hiçbiri, Binlercesi gibi derinlikli bir kitaba geçmen de harika bir okuma akışı yaratmış. Hareketsizlik ve Depresyon Arasındaki Bilimsel Bağ Beynimiz, evrimsel olarak hayatta kalmak…
-
Zeytin Ağaçları Altında Bir Ev ve Yaşanmamış Hayatların İzinde
Hayattaki bazı anları o kadar çok seviyorum ki içine sızıp süzülmek, hiç bilmediğim bir zaman diliminde o hisle öylece kalmak istiyorum. Bu anı hakkıyla tasvir edebilecek yeterince kelimem ve kabiliyetim olsaydı keşke. Zeytin ağaçlarının arasında bir ev… Hatta sadece zeytin ağacı değil, incir ve nar ağaçları da var. İkinci katındaki banyodan içeriye öyle güzel bir…
-
İçimizdeki Kalabalık
Dün elektrikler kesildi. Sabah zaten geç uyanmıştım. Etraf sessizdi; yalnızca kuşların sesi ve yazın o bitmeyen cırcır böcekleri… Yüksek, dağlık bir yerdeydim. Yapacak neredeyse hiçbir şey yoktu. Bir şeyler yedim ve teknolojiye ne kadar bağımlı olduğumu, istemeden de olsa, yüzüme çarpan bir gerçekle fark ettim. Elektrikler tam bir gün boyunca gelmedi. İlk kez bu kadar…
-
Kendine ait bir yer
Bugün sabah kalktım ve yüzümü buz gibi suyla yıkadım. Yaz aylarında bunu yapmaya özellikle bayılıyorum. Sanki bir anda kendime gelebiliyorum. Ailemin yanındayım. Tatildeyim. Balkona çıktığımda dağın manzarası öyle güzeldi ki bir süre sonra bahçeye indim ve yere oturdum. Meditasyon yapmanın güne iyi geleceğini düşündüm. Gözlerimi kapattım, nefesime odaklandım. Kendimi çok güzel bir yerde olduğumu hayal…
-
Sessiz bir köşe
Bugün neredeyse bütün günü uyuyarak geçirmek istedim. Garip olan şu ki buna engel olacak hiçbir şey de yoktu. Ev sessizdi. Dışarıdan tek tük sesler geliyordu. Böyle zamanlarda insanın üzerine görünmez bir ağırlık çöküyor. Sanki yapılabilecek en doğru şey biraz daha uyumakmış gibi. Bir yanım bundan rahatsız oldu. “Koca gün boşa gitti.” dedi. Diğer yanım ise…
-
Yuvasızıntı
Yine yazmayalı çok uzun zaman oldu. En son sanırım her gün yazacağıma dair kendime söz vermiştim. Her gün, az da olsa, gördüğüm ya da hissettiğim ne varsa yazmak istiyordum. Ama olmadı. Aradan uzun zaman geçti. İçimde o kadar çok şey birikti ki… Bunları dışarı bırakmanın tek yolu yazmak. Belki de gerçekten yazarsam biraz hafifleyeceğim. Son…
-
Romantiklik Bir Ruh Hali
Günün sonunda, aslında çok büyük bir derdin yoksa ya da olanların bir kısmını çözmüş olmanın verdiği o hafiflikle metro çıkışındaki kalabalığın içinde sıkışıp yürüyemezken bile bir anda her şey romantik gelmeye başlıyor. Ama canını sıkan gerçekten ağır bir şey varsa, hiçbir şeyi romantize edemiyorsun. Hayat düzleşiyor, sadece yaşıyormuşsun gibi. Bugün Belgrad’dan aldığım o parfümü sıktım…
-
Sevgi neydi ?
Şehrin en tepesinde Aşağıda uzanan ışıklara bakarken içimde tuhaf bir his belirdi. Bir an, o ışıklar gökyüzündeki yıldızlarla karıştı. Sanki hepsi aynıydı… Hepsi uzaktı. Ve insan, uzaktan baktığı şeyleri daha çok seviyor. O an Friedrich Nietzsche’nin şu düşüncesi geçti aklımdan: “Yükseğe çıktıkça insanlar küçülür.” Belki de bu yüzden bazı duygular uzaktan daha hafif, daha katlanılabilir…